Edinburgh Gezi Notları 1


Bu yazıyı tam üç ay önce yazmayı planlamama rağmen tamamen aklımdan çıktığını resimleri karıştırırken fark ettim. Geç olsun güç olmasın değil mi? 

Bildiğiniz gibi bir Londra seyahati yapmıştık, gitmişken oradan iki günlüğüne İskoçya'ya da geçelim dedik. Çok doğru bir kararmış çünkü Edinburgh için iki gün fazla bile diyebilirim. Ben tamamını gezmek istiyorum, Glasgow, Aberdeen'i de görmeliyim derseniz karar sizin tabi ama Glasgow'un Ankara tadında gezilecek çok yeri olmayan bir şehir olduğunu duyduk.


Edinburgh'tan bahsetmeden önce seyahatimizle ilgili birkaç detay vermek istiyorum. Ne olursa olsun Easyjet firmasından uzak durun. Ben genelde bu tip konularda dikkatli olurum ama ne oldu bilmiyorum - sadece uygun fiyatlı diye Londra - Edinburgh uçağını Easyjet'ten aldım. Zannettim ki bizde Pegasus nasıl uygun bir fiyata iyi hizmet veriyorsa burası İngiltere, burada da aynı oranda hizmet alırız. Hizmeti bir kenara bırakın başımız dertten kurtulmadı. 

İlk olarak bavul başına 25GBP aldıklarını check-in desk'te öğrendik. Orada öğrenince tabi ki uçağı kaçırmayı göze alamayıp parayı verdik. Bir yandan da kızdık. Gidiş geliş 75TL'den 150TL sadece bavul parası alıyorlar. Ayrıca bavulunuz 20kg'ı geçerse üzerine bir 25GBP daha kesiyorlar. Yetmedi, elinizde uçağa taşıdığınız sadece bir çanta olmalı. Bende postacı tipi çantam + minik bavulum vardı. Olmazmış, iki çantalıymışım. Çantamı minik bavulun içine koyduk. O kısmı da öyle halledebildik. Geldik bavul kontrole. Nil'e Hamleys'ten (Hamleys - oyuncak mağazası - burada bahsetmiştim) baloncuk tabancası almıştım. Çok güzel bir şeydi. Bavulumuzda silah varmış! Diyorum ki "Alın bakın bu oyuncak", adam inat etti "Silah bu, alamayız" diyor. İçimiz acıyarak bıraktık oyuncağı orada. Daha bitmedi... Uçaktan indik ve bavulumuz kayıp! Onca olayın üzerine ben ağlamaya başladım tabii. Neyse ki İskoçlar İngilizler gibi değiller. Kesinlikle daha 'insanlar'. Orada bir görevli bize mutlaka yardımcı olacağını söyledi. Kalacağımız otelin bilgilerini aldı. Yine de aklınızda olsun diye yazıyorum. Bana bir şey olmaz demeyin, daha ucuza seyahat edeceğiz diye EasyJet'ten bilet almayın. Zaten fazlasıyla paranızı alıyorlar. Biz onlara harcadığımız parayla British Airways'ten Londra-Edinburg bileti alabiliyormuşuz ya bunu öğrendiğimde bir kez daha ağlamak istedim.

Bavullar geldi mi derseniz gideceğimiz gün geldi. İki gün aynı kıyafetlerle gezdik. İki gün olduğu için çok sorun olmadı ama yine de ne olursa olsun sinir bozucuydu.



Otel olarak ne kadar ince eleyip sık dokuduğumu daha önce de yazmıştım. Yine uzun araştırmalar, yapılan yorumları incelemeler sonunda The Place Hotel'i tercih ettik. Burayı 1800'lü belki de daha eski yıllardan kalmış taş bir binayı yeniden restore ederek sempatik bir otele çevirmişler. O havayı solumak bile çok güzeldi. 






Görüldüğü gibi içi sıfırlanmış durumdaydı. Odanız nerede derseniz, yorgunluktan çekmeyi unutmuşum:) 



Şehir merkezi tam anlamıyla iç karartıcı, sanki üzerine gri bir toz bulutu inmiş gibi. O kadar renksiz ki bizim gibi rengarenk yaşayan insanlar için kesinlikle yaşaması çok zor.




Ama gördüğünüz gibi aynı zamanda öyle güzel bir yeşil ki gözlerinizi alamıyorsunuz ve ruhunuzun dinlendiğini hissediyorsunuz. Edinburgh yeşil ve gri bir şehir. Hangisini görmek isterseniz...


Yeşillerin arasında şirin bir cafe 




Saat kulesinde saatin kaç olduğuna dikkat ettiniz mi? 21.50 ve hala hava aydınlık. 22.30 gibi hava kararıyor ve 4.30 - 05.00 arası aydınlanıyor. Karanlık - gece sevmeyenler için muhteşem bir şehir olabilir. Yalnız Haziran'ın ortasında olmamıza rağmen o kadar soğuktu ki odamıza portatif kalorifer istedik. Otel görevlileriyle konuştuğumuzda havanın en yüksek 27 derece sıcaklığı gördüğünü söylediler. Zaten İskoçlar extra beyaz insanlar, güneşi nadiren görüyorlar, hava sürekli soğuk, adeta bir vampir şehri:)


Resepsiyonda bize yardımcı olan çocuk da Twilight'taki Edward karakterine o kadar çok benziyordu ki her gördüğümüzde gülmemek için kendimizi zor tutuyorduk. Keşke fotoğrafını çekip paylaşsaydım. Saç modeli bile aynıydı ve neredeyse aynı orandı beyazdı:)



Hava bu kadar kapalı, şehir de bu kadar gri olunca ne olur? Hayal dünyası daha cazip gelir ve oturur yazmaya başlarsınız. Tıpkı bu cafede bir zamanlar rekor satışlar yapan Harry Potter'ın yazarı J. K. Rowling'in yaptığı gibi. Rowling'in hikayesini bilenler bilir.. Kısaca eşinden boşanan, ortada beş parasız kalan yazarımız gündüzleri evinin kaloriferlerini yakmamak için Elephant House isimli bu cafeye gelir ve kitap yazmaya başlar. Dünyanın sayılı zenginleri arasına gireceğini tabii ki de bilemez. Hikayenin yeri olan bu cafe şu an turist akınına uğramakta. Biz akın etmedik. Alt tarafı sıradan bir cafe, bir fotoğrafını çekelim yeter dedik:)


Burası Conan Doyle cafe. Burada da dünyaca ünlü yazar Conan Doyle ünlü Sherlock Holmes serisini yazmış. Ruhu olan cafe diye buna denir işte!


Yine bir romandan alıntı, buluşma noktası. Edebiyat sever bir şehir Edinburgh. Bu hali insanı özendiriyor doğrusu. 

Bir sonraki postta Edinburgh yazım devam edecek, takipte kalın;)








9 yorum:

  1. Aa açok güzelmiş Sherlock Holmes ve Rowling'in gittiği Cafe detayları. Ben de sevmem soğuk şehirleri. Biz bir yılbaşını geçirmek üzere Prag'a gitmiştik, herkesin ayılıp bayıldığı Prag benim bir daha hiç görmek istemeyeceğim bir yer olarak kaldı anılarımda. aynı zamanda ucuzu etin yahnisi misali bir hostel tarafında gece yarısı sokakta kalmıştık da hem. Hikayesi de burada http://sedasolar.blogspot.com/2010/01/iste-geldimm-burdaym.html

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aaa Prag mi dedin?:)) Ben ünv.de bir dönem orada yaşadım biliyor musun ve çok da sever özlerim. Sen galiba kötü tarafıyla karşılaşmışsın canım, yazın bir daha git derim bir de tabi güzel hotel şart. Ben sana tavsiye ederim gidecek olursan;)

      Sil
  2. Yeşim, wuhuu orada hikaye yazdığı için cafe bile patlamış he :)) adamlar "yok"u paraya çeviriyor biz elimizdeki multizirilyon kadar tarihi esere ip gerip çamaşır asıyoruz. Haydi diğerini de yaz:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım yaa sorma ben de aynı şeyi düşündüm, 'ne reziliz, dünyanın en güzel memleketinde yaşıyoruz şöyle dünyaları kasıp kavuracak bir yazarımız olmadı maalesef dedim.

      Sil
  3. Tatilde bu tur tatsizliklar yasamak gercekten sinir bozucu oluyor. Biz de Bosna Hersek gezimizin sonunda Thy ile biraz tatsizlik yasadik. Bosver tatsizliklara ragmen tatliniz super gecmis, ne guzel yerler gezmissiniz :) devamini bekliyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazacağım inş. canım beğenmene mutlu oldum:)

      Sil
  4. bende iskocyaya gitmek istiyorum onumuzdeki sene beni inanilmaz cekiyor nedense illaki gidicem yani:) merakla devamini bekliyorum o yuzden cabuk yaz:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Git git ama öyle 1 haftanı falan ayırma. 2 gün yeter Edinburgh için, bilemedin 3. Ben asıl İrlanda'yı merak ediyorum, inş. planlar arasında var

      Sil
  5. Ben fotoğraflarınızdan gördüğüm kadarıyla bayıldım oraya, o taş binalar, yemyeşil ağaçlarla kaplı, güzel bahçeler, parklar, yeşili çok severim ondan belki de, yeşile, ağaca olan aşkımdan çok güzel geliyor bana. Üstelik rengarenk olan he rşeyden çok hazzediyor olmama rağmen griyi, yağmurlu ve kapalı havaları da seven biriyimdir. Hava bulutluysa bana hiç kasvet basmaz, o havalarda yapılacaklar yapamk isterim mutlulukla.
    Umarım bir gün gitme fırsatı bulurum oraya, edebiyata hallice düşkün; bolca kitap okuyan biri olduğum ve Sherlock Holmes'in serisini de okuyup filmlerini de izlediğim için, o güzel cafede bir kahve içerdim doğrusu :)

    YanıtlaSil