Paris Gezi Notlari 2


Yolculuk sonrası Paris'teki ilk günümüzden sonra sıra geldi ikinci güne. O gün erkenden Louvre'a gittik ve korkunç bir manzarayla yüzleştik: Tam 3 saatlik bir kuyruk ve içeri girmek için sırada beklemekten bitap düşmüş insanlar... Biz tabii ki o kuyruğa girip günümüzü zehir etmeden bazı bloglarda okuduğum üzere metro katından giriş yapmayı denedik ve BİNGO! Bir saatlik bekleme sonrasında içerideydik. En azından iki saatimizi kurtarmış olduk. 

ÖNEMLİ BİLGİ: Döndükten sonra inanılmaz bir bilgi öğrendiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Türk'ün aklı bu ya; müzenin içindeki restorana rezervasyon yaptırınca hiç beklemeden içeri alıyorlarmış. Benim 40 yıl düşünsem aklıma gelmez doğrusu:) Belki sizin işinize yarar.


Hep derler ki Louvre müzesinin tamamını gezmek için bir hafta gerekir. Bizim burada geçirecek sadece yarım günümüz olduğu için en önemli salonları gezip çıkmak durumunda kaldık. Fakat bir başka sefere uzun uzun gezip bir günümü burada geçirmeye karar verdim. 


Bu kadar kalabalık hangi tablonun önünde dersiniz? Doğru tahmin: Mona Lisa:) Fakat Mona Lisa'yı gören herkeste bir hayal kırıklığı olduğunu gözlemledim. Ben de bir çok insan gibi daha büyük bir tablo beklerken oldukça küçük bir portreyle karşılaşınca şaşırdığımı itiraf edeyim. 


Beni asıl etkileyen ise bir çok insanın Mona Lisa'yı görmek için sırtını döndüğü 'Son Akşam Yemeği' tablosu oldu. Müthişti... İşte bu tabloyu yoğun kalabalığa rağmen uzun uzun inceleyebildik. Tam bir şaheserdi. 


Bir de zafer tanrıçası Nike'ın MÖ 3. yüzyıldan kalma heykeli... 
Elbette müzedeki pek çok eser mutlaka görülmesi gerekenler listesindeydi ve bizim bir çoğunu görme fırsatımız oldu. Örneğin Venüs heykeli de en çok görmek istediğim heykellerden biriydi ki görebildik. Fakat bizim talihsizliğimiz yılbaşı kalabalığının azımsanmayacak derecede olmasıydı. Bir başka sefere gelip yavaş yavaş gezmeyi kafama koydum. Kalabalık ortamlar kesinlikle insanı belli bir noktadan sonra çok boğuyor. Özellikle de beni:) 


Louvre müzesinden çıktıktan sonra Concorde meydanındaki dönme dolaba bindik. Kişi başı 10 Euro ödedik. 


Dönme dolap bize böyle güzel manzaralar sundu. Gezdiğiniz yerleri böyle tepeden izlemek de ayrı bir keyif. Göremediğiniz pek çok detayı görme şansınız oluyor ve şehrin nasıl planlandığını, yollarını, sokaklarını bütünüyle görebilmek insana büyük bir keyif veriyor. 


Dönme dolaptan indikten sonra rotamız Eiffel kulesiydi. Yine keyifli bir yürüyüş sonrası Eiffel'e ulaştık. 


Asıl kalabalık buradaymış. Sanırım dünya nüfusunun yarısı o gün Eiffel önündeydi:) Yine Eiffel'e çıkmak için ayrı bir kuyruk vardı. Biz de etrafında dolaşıp kendi çapımızda bir Eiffel turu yaptık. Aslında demir yığını diye bazı yazılarda aşağılanan Eiffel şehrin sembolü ve her yerden görülebilir olmasıyla tam bir 'landmark'. Landmark kelimesinin tam Türkçe karşılığı olduğunu söyleyemem ama her yerden görülebilir olan bir şehir sembolü diyebilirim. Binlerce insan bu demir yığınını görmeye gelip minyatür oyuncaklarını, süs eşyalarını almak istiyorsa mimarı Gustave Eiffel önünde saygıyla eğilmek gerekir diye düşünüyorum. 




Paris'e geldiğinizde yapılmadan dönülmeyecekler listenize mutlaka bot turunu da eklemeyi ihmal etmeyin. Biz bota akşam üstü saatlerinde bindiğimiz için hem akşamını hem de gündüzünü görme fırsatına eriştik ve gerçekten çok beğendik. Hatta Instagram'da paylaştığım şu videoyu da bottan çekmiştim. Muhteşem bir görüntüydü. 

Bot turunun ardından yılbaşı kutlamaları için Champs Elysees'e geçiyoruz ki Paris'te yılbaşı nasıl bir şey bu da ayrı bir post olsun. 



2 yorum:

  1. Çok etkileyici bir Paris anlatımı. Sizi tebrik ediyorum. Lütfen gezmeye ve yazmaya devam edin.Benimde küçük bir blogim var merak buyurursanız http://dnyaninetrafinda180gn.blogspot.com.tr

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel yorumunuz için teşekkür ederim, sevgiler

      Sil