Kirlenmek Güzeldir Diyebiliyor Musunuz?


Yıllardır pek çok markanın çeşitli sloganlarını dinledik... Kimi aklımızda hiç çıkmamacasına yer etti; kimi ise unutulup gitti. Bazıları aklımızda yer ederken kendimizi sorgulamamıza neden oldu ki kanımca başarılı olan da buydu. Bu başarılı sloganlarda başı çekenlerden biri şüphesiz “Kirlenmek Güzeldir” oldu.


OMO pek çok anneye bu slogan sayesinde “Oraya basma üstün kirlenecek”, “ayakkabıların ıslanır, o su birikintisinde zıplama”, “yerde yuvarlanma”, “oraya oturma” gibi pek çok uyarıyı yapmamayı öğretti. Bu uyarıları yaptıysa bile yanlış yapabildiğini sorgulattı ki bu etkili iletişim adına ciddi bir başarıdır. Bir anne “kirlenmek güzeldir” diyorsa ve deneyimleyerek öğrenmenin çocuğunun gelişiminde önemli olduğunun farkındaysa o anne – çocuk iletişiminin doğru yönde ilerlediğini söylemek yanlış olmaz.


Üstünü başını kirleten ama dokunarak ve hissederek oynayan bir çocuğun mutluluğunun bir kaç kıyafetten çok daha önemli olduğunu bilmek son derece önemli bir farkındalık. Tam da bu farkındalığı konuşmak ve Türkiye’deki tabloyu öğrenmek adına geçtiğimiz hafta OMO’nun davetiyle Prof. Dr. Yankı Yazgan, Aktif Yaşam Derneği başkanı Mehmet Ali Çalışkan, marka elçisi Demet Akbağ ve OMO yetkilileriyle ile bir araya geldik. Deneyimsel öğrenmenin çocukların gelişiminde ne kadar önemli olduğunu Yankı Yazgan’dan dinledikten sonra Mehmet Ali Çalışkan’dan çocuklarımızla “birlikte” oynadığımız oyunların deneyimsel öğrenmeyi daha da ileri götürebileceğini öğrendik. Deneyimsel öğrenmenin çocuklara kazandırdığı özellikler şöyle sıralanabilir:

-  Kendini Tanıma ve Farkındalık
- Empati
- İletişim Becerileri
- Motivasyon, Hedef Belirleme, Geleceği Planlama
- Sorun Çözme Becerileri
- Öfke, Stres Ve Zaman Yönetimi
- Sebatlılık
- Uzlaşmacılık


Günümüzde deneyimsel öğrenmenin önündeki engellerden biri de çocuğun teknoloji kullanmaya ayırdığı zamanın artarak diğer aktivitelerinden zaman çalabilmesi diye konuştuk. Bu konuda karşılıklı görüşlerimizi aktardıktan sonra özellikle çocukların televizyon izlemesi konusunda Yankı Yazgan’ın “Televizyon okul öncesi dönemde çocuklarda konsantrasyon bozukluğu, dikkat dağınıklığı ve öğrenme zorluğu gibi sorunlar ortaya çıkarabiliyor. Belli bir limit dahilinde ve kontrollü olarak izletebilirsiniz ama TV ile ne kadar az zaman geçirirlerse o kadar iyi” şeklindeki görüşü aklımda yer eden ve paylaşmak istediğim notlardan birisi oldu.

Omo’nun Türkiye’de yaptığı istatiski araştırmaları da dinlerken annelerin %11’inin çocuklarını dışarı hiç çıkarmazken, %49’unun çocuğunu haftada sadece 2 gün dışarıya çıkardığını öğrendim. Evde oldukları süreçte çocuğuyla oyun oynayan anne oranı nedir diye düşünürken sorumun cevabıyla karşı karşıya geldim. Fakat tahmin ettiğim gibi durum pek de iç açıcı değildi. Keza çocuğuyla 2 saatten fazla oyun oynayan anne oranı %6. Anneler bu orana gerekçe olarak ise çocuklarıyla ne oynayacaklarını bilemediklerini ya da onlara bir şeyler öğretme konusunda kendilerini yeterli görmediklerini söylemişler. Oysa bazen bir şey öğretmek amacıyla değil de sadece keyif alarak oynamak çocuklarımızın tek beklentisi. Ebeveyn olarak sürekli bir öğretici hale bürünmenin gereği yok. Fakat bu da başka bir farkındalık ki pek çok ebeveyn bu noktayı büyük oranda es geçiyor.

Gerek araştırma sonucunda ortaya çıkan bilgiler, gerek karşılıklı konuştuklarımız olsun OMO sayesinde gerçekleştirdiğimiz bu buluşmanın kendi adıma son derece verimli olduğunu söylemek isterim. Toplantı süresince OMO’nun aile içi iletişime bu denli önem verdiğini ve ileride bu projeleri daha çok artıracaklarını öğrenmek beni mutlu etti. Dilerim “Kirlenmek güzeldir” sloganıyla büyüyen çocuk sayısı her geçen yıl bir öncekini katlar.


Siz de konu hakkında daha detaylı bilgi sahibi olmak istiyorsanız www.omo.com.tr ‘den bilgi edinebilir; Instagram, Twitter, Facebook ve Youtube üzerinden de gelişmeleri takip edebilirsiniz. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder