Doğa ve Çocuk


Geçenlerde sosyal medyada Nil'in her gün yanından geçerken sevdiği bu çiçeğin ismini sormuştum. "Küpeli", "Bodrum papatyası" diyenler oldu ama "Mercan" diyerek doğru cevabı verenler de oldu. Muhtemelen büyük çoğunluk da bilmiyordu. Ben de o bilmeyenler arasındaydım; anneme sorup öğrendim. Sonra aklıma daha önce de düşündüğüm ve üstüne kafa yorduğum bir konu geldi: Kentin içinde doğayla barışık bir çocuk yetiştirmek. Doğayla barışık derken yerlere çöp atmamak ve çevremizi temiz tutmaktan bahsetmiyorum. Onlar zaten asli görevlerimiz. Çöp kutusu bulamadığı için cebinde çöplerle eve kadar gelen bir çocuk olarak ben de elbette Nil'e bu eğitimi veriyorum. Fakat bahsettiğim doğa ile iç içe olmak, ağaçları, çiçekleri tanımak.


Hangi kitapta okumuştum hatırlayamıyorum ama "Doğduğu, büyüdüğü topraklardaki ağaçları 'ağaç' olarak anlatıp isimlerini bilmeyen yazar okunmaya değer değildir" cümlesi hiç aklımdan çıkmamış. Bu cümleden çok etkilenmiştim ve "Bunun için yazar olmaya gerek yok; insan doğup büyüdüğü topraklardaki ağaçların isimlerini yazar olsun ya da olmasın bilmeli" diye düşünmüştüm. Sadece çam ağacını ayırt edebilen, o da yılbaşında süslendiği için aklında kalmış bir nesil olarak yetişmek hem üzücü hem de korkutucu; çünkü daha isimlerini bile bilmediğimiz ağaçların ve onları oluşturan büyük ormanların korunmasını bekliyoruz. İnsan yakın olmadığı, anlamını hatta ismini bilmediği bir şeye ne derece değer verebilir ki? Sonra "Neden ormanlarda yangın çıkıyor?", "Neden ağaçlar umarsızca kesiliyor?". Belki de bu yüzden... Belki de çocuklarımıza yeterince bilgiyi veremediğimiz, doğayı sevmelerini sağlayamadığımız için. 


"Aman canım okulda öğrensin" iç seslerini duyar gibiyim:) Elbette okulda pek çok bilgiyi öğrenecekler ama biz neden onlarla beraber öğrenmiyoruz? Öğrenmenin yaşı olmaz değil mi? Ben kendi adıma Nil bana "Anne bu ne ağacı?" diye sorduğunda her gün yanından geçtiğimiz bir ağaçsa "bilmiyorum" deyip geçmek istemiyorum. Öğrenmek adına heyecan bile duyuyorum ve kendime şimdiye kadar neden öğrenmediğimi sormuyorum; çünkü dediğim gibi öğrenmenin yaşı olmaz. 


Bu konuda biraz araştırma yaptığımda ise karşıma çıkan ilk kitap ÇEKÜL (Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı) Bilgi Ağacı Kitaplığından "Evini Arayan Ardıç Tohumu" oldu. 


Çocuklara doğayı sevdirmeyi amaçlayarak çıkmış bu kitapta ağaçların nasıl göründüğü çok güzel görsellerle desteklenmiş. Daha çok 9 - 10 yaşa hitap etse de ben kendim için alıp, zamanı geldiğinde de Nil'e hediye etmek istiyorum. Tabii o zamana kadar bir çoğunu öğretmiş olacağımı umarak... Bu kitabı almanın bir başka güzel noktası ise ÇEKÜL'e destek vermek. Onlar daha çok yazacak imkanı bulsunlar ki biz de daha çok okuyup öğrenelim. 

Aslında doğayla barışık, doğayı seven, koruyan bir nesil yetiştirmek elimizde ve bunun için bazen konuşmak yeterli olmuyor. Ağaçları seven, sevmek zorunda hissettiği için değil, nedenleriyle ve sonuçlarıyla onları tanıyan bir çocuktan bu dünyaya hiç zarar gelmez. 

Kitapla biraz teorik çalışma yaptıktan sonra pratiğe dökmek adına bir doğa yürüyüşü yapılabilir mesela. İlk adım olarak gidip kitabı alayım, bakalım neler öğreneceğim:) 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder