Moskova Gezi Notları - 2


İlk günü daha çok ulaşım, yerleşme ve yemekle geçirince ikinci gün erken kalkıp otel çevresinde kahvaltı yapabileceğimiz bir yer arayışına giriyoruz. Bu gibi durumlarda Foursquare bizim çok işimize yarıyor çünkü yakın çevredeki mekanları gösterip, tüm yorumları okuma imkanı veriyor. Kısa bir Foursquare araştırmasından sonra КОФЕ ХАУЗ olarak yazılan, Coffee House'ta karar kılıyoruz. Nasıl yazıldığını özellikle paylaştım çünkü Latin harfleri ile Kiril harflerinin pek de alakalı olmadığını küçük bir örnekle göstermek istedim. Hayatımda ilk defa okuma yazma bilmeyen insanların ne hissettiğini Moskova'da anladım. Okuyamamakla tamamen aynı hissiyatı yaşıyorsunuz çünkü sizin bildiğiniz harfler bile başka bir sesi temsil ediyor. Benzetmeye çalışmaksa zaman kaybından başka bir şey değil:)

Yemeklerden bir önceki yazımda bahsetmiştim. Fakat tekrar belirtmeliyim ki diğer ülkelerle kıyaslarsak sanırım Türk mutfağına en yakın ve en rahat yemek yiyebildiğimiz mutfak Rus mutfağı oldu. Üstelik yemek yediğimiz her yerden memnun ayrıldık; buna kahvaltı da dahil. İlk günümüzde omlet, kızarmış ekmek, tuzlu tereyağ ve çay içeren kahvaltı menüsünden istedik. Gayet lezzetli ve doyurucuydu. Gitmeyi düşünüyorsanız aklınızda olsun. Kruvasan ve kahve ile aranız yoksa güzel bir alternatif olabilir. Keza bu ikili bizim damak tadımıza pek hitap etmiyor:) 


Kahvaltının ardından Paveletskaya durağından Kızıl meydana gitmek üzere ilk metro yolculuğumuzu yaptık. Metro ile ilgili en önemli detay oraya gitmeden yanınıza hem Kiril alfabesi hem de Latin alfabesiyle yazılmış bir metro haritası götürmek. Eğer unutursanız ciddi anlamda zorlanabilirsiniz. Hatta unutursanız hemen geri dönmeyi isteyecek kadar Moskova'dan nefret edebilirsiniz:) Harita almadığınız takdirde alfabenin karmaşıklığı nedeniyle anons edilen durağın hangi durak olduğunu anlayamazsınız ve hangi hatta binip ineceğinizi karıştırabilirsiniz. Daha önce de yazdığım gibi harfleri benzetmeye çalışmak sizi daha da zorlar. Fakat önceden hazırlığınızı yaparsanız sorun yaşamadan süreci atlatabilirsiniz. Metro istasyonlarındaki sanat eserlerine ve mimariye daha sonra değineceğim ama metro ile ilgili dikkatimi çeken önemli bir konuya değinmek istiyorum: Gitmeden önce okuduğum bütün bloglarda ve gezi sitelerinde Rusların ne kadar kitap okumaya düşkün oldukları ve bunun en iyi metro yolcukluklarında anlaşıldığı yazıyordu. Hemen herkesin elinde bir kitap olduğu ve en önemlisi bir durak sonra inecek bir kişinin bile hemen kitabını açıp okumaya başladığını okumuş ve etkilenmiştim. Fakat son bir sene içinde yazılmış yazılarda bu alışkanlığın yerini metrodaki WIFI sistemi ile telefon ve tabletlerin aldığını öğrendim ki buna ben de bizzat şahit oldum. Bu durum gerçekten çok üzücü çünkü edebiyatı böylesine güçlü bir toplumun kitap okuma alışkanlığının yüksek seviyede olmasını ve de devam etmesini beklerken kapitalizmin bu derece etkisi altında kalmaları beni şaşırttı. Kim etkisi altında kalmadı ki diye düşünsek de Rus tarihine bakıp verdikleri mücadeleyi yıllar sonra teknolojiye kurban vermeleri üzücü. Keza kitap okuma oranları bize göre yine de çok yüksek olmasına rağmen son yıllarda büyük düşüş gözlemlenmiş. İleriki yıllar için kötü bir başlangıç olacağını düşünsem de hiç bir zaman bizim kitap okuma oranımıza yetişemeyeceklerine eminim (Maalesef ki kötü anlamda).   


Metro detaylarının ardından sıra geldi meşhur Kızıl meydana. Önünde fotoğraflarımızın olduğu St. Basil katedralini görür görmez Nil sevinçten uçtu çünkü hayallerindeki şato tam da buydu :) Nil'e bu yapının aslında bir şato değil katedral olduğunu anlatıp kafasını karıştırmadık ve meşhur St. Basil katedralini "renkli şato" olarak literatürümüze ekledik:) Kızıl meydan aslında enterasan bir yer çünkü Moskova'da gezilecek en önemli tarihi yerlerin hepsi burada sıralanmış. Sadece kızıl meydanı bitirseniz bile çok şey yapmış oluyorsunuz. Biz aynı gün St. Basil'in içini gezip yine Kızıl meydanda bulunan Moskova'nın en eski ve en büyük alışveriş merkezi olan GUM'la kızıl meydanın büyük bir bölümünü tamamladık. GUM'ı klasik bir AVM olarak düşünmeyin. Tarihi ve mimarisi göz dolduran bir bina. İçine mutlaka girilip gezilmesi gerektiğini düşünüyorum. Alışveriş yapacaksanız da lüks markaların hemen hepsinin olduğunu söyleyebilirim. 


Biz GUM'a girdiğimizde reçel festivali nedeniyle bir karpuz - kavun dağı ile karşılaştık. İsteyen dilim meyve, isteyen meyve suyu alıyordu. 


Ben denemek için karpuz suyunu tercih ettim ama aşırı şekerli olduğu için yarısına gelmeden bıraktım. Denememenizi tavsiye ederim! :)


Kızıl meydandan çıktıktan sonra listemizdeki diğer bir bölgeye - New Arbat caddesine doğru yürüdük. Yürürken reçel festivalini de yakaladık. Ailemizin en minik üyesi (!) festival için hazırlanmış her detaya bayıldı ve sayesinde biz de festival alanında bir hayli zaman geçirdik. 


Festival bölgesinden sonra acıkmaya başlayınca akşam yemeği için Nil'in her detayına bayıldığı ve çok eğlendiği Beverly Hills isimli tipik Amerikan restoranına gittik ama çok da memnun kalmadık. Rus yemekleri kesinlikle daha başarılıydı. Fakat dekoru için gidilebilir, bu da aklınızda olsun. Fotoğrafını çekemediğim daha pek çok detayla eğlenceli bir şekilde dekore etmişlerdi. 

Yemek sonrası Old Arbat caddesinden farklı olarak biraz daha lüks ve pahalı restoranların olduğunu duyduğumuz New Arbat caddesindeydik. Fakat beklediğimiz gibi bir cadde ile karşılaşamadık. Lüks değil ama daha çok modern cafe ve restoranların olduğu geniş kaldırımlı bir cadde olduğunu söyleyebilirim. İlla görülmesi gereken bir yer değil ama akşam yemek yemeye ve keyifli zaman geçirmeye gidilecek iki caddeden biri demek daha doğru olur.  

New Arbat'ı da şöyle bir dolaştıktan sonra artık günü tamamlıyoruz. Çocukla gezmenin verdiği rahatlıkla ilk günümüzü yavaş yavaş ve tadını çıkararak bitiriyoruz. Beklentimizi düşük tutup yavaş gezmek de bizim için değişik ve şimdiye kadar alışmadığımız bir deneyim oluyor çünkü şimdiye kadar keşfetmek adına kilometrelerce yol yürümüş, gezilecekler listesindeki pek çok maddenin üstünü çizmiş olabilecekken o maddelerin pek çoğu üstü çizilmemiş olarak otelimize dönüyoruz. Mutsuz muyuz? Hayır, çünkü çocukla gezmek daha çok o bölgenin insanıymış gibi, dolaşmaya çıkarmış gibi oluyor. Diğeri çok kötüymüş ya da bu harikaymış diyemeyeceğim ama tek söyleyebileceğim: Bunu da sevdik galiba... 



2 yorum:

  1. Biz de subat ayinin o buz gibi sogugunda oglumu burada birakip gitmistik.. duygunungezdikleri.blogspot.com da okuyabilirsiniz gezimizi.. fotograflari goren oglumun su an en cok gitmek istedigi yer renkli binalarin oldugu yer..binalarin tepesindeki toplarla oynayacakmis:)) buz alfabe isini nispeten cozmustuk telefona yukledigimiz bir uygulama ile..Telefonu yaziya tuttugumuzda ekranda ingilizcesi cikiyodu.ozellikle menulerde ve restoran ararken cok isimize yaradi.. Baska bir rusya seyahati icin aklinizda olsun:) Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Oğlunuzu götürmemekle çok iyi yapmışsınız çünkü biz Ağustos'ta gitmemize rağmen çok üşüdüğümüz oldu; Şubat ayını hayal edemiyorum. Öneriniz için de çok teşekkürler, harika bir paylaşım. Bir daha gidersek mutlaka telefonumuza yükleriz. Sevgiler

      Sil