KIRLENMEK GUZELDIR DEMEKTEN VE UYGULAMAKTAN CEKINMEYIN


Geçtiğimiz hafta sonu OMO ve Hürriyet Bumerang iş birliğiyle hazırlanmış harika bir etkinliğe ailecek katıldık. Etkinlik boyunca OMO’nun “Kirlenmek Güzeldir” felsefesiyle eş değer pek çok aktivite yapıldı ve Nil o kadar eğlendi ki etkinlik sonunda bize heyecanlı bir şekilde yaptıklarını anlatırken yorgunluktan arabada uyuyakaldı. Bu mutlu bir yorgunluktu ve her gün bu şekilde kirlenerek, doğa içinde, özgürce oynayarak zaman geçirmekten hiç sıkılmayacağından emindik ama ne yazık ki artık öyle bir toplumsal değişim içindeyiz ki bu ortamları çocuğumuza sunmak için ekstra gayret sarf etmek durumundayız. Oysaki bundan 15 – 20 sene öncesinde bu ortam pek çok çocuk için doğal ortamdı ve aileler belki bu doğal yaşantının çocukların üzerindeki olumlu etkisinin farkında bile değillerdi. Şimdi ise dediğim gibi bu ortamları ebeveynler olarak özel bir çaba ile yaratma gayretindeyiz. 


Tam da bu düşünceler içindeyken OMO etkinlik boyunca sadece çocuklarımıza yönelik değil, biz anne babalara da yönelik güzel bir program hazırlamıştı ve biz de Kirlenmek Güzeldir Türkiye Danışmanı Prof. Dr. Yankı Yazgan’dan çok önemli bilgiler aldık. Aynı zamanda kendisine aklımızı karıştıran soruları da sorma imkânı bulduk. Yankı bey ve OMO yetkilileri bizimle OMO Global Çocuk ve Oyun Araştırmalarının sonuçlarını paylaştılar. Araştırma bizi hem çok şaşırttı, hem de düşündürdü. Ben de edindiğim bu bilgileri sizlerle de paylaşmak istedim:

Araştırmanın bana göre en çarpıcı noktası Türkiye’de yaşayan çocukların %61’inin bir günde 1 saat ya da daha az sürede dışarıda vakit geçirdiği gerçeğiydi. Özellikle bu sürenin mahkûmların açık havada geçirdikleri süreden daha az olduğunu öğrenmemiz biz ebeveynleri bir hayli etkiledi. Hatta tam da bu konuda OMO’nun hazırladığı yeni reklamı izlerken gözyaşlarımızı zor tuttuğumuzu itiraf etmem gerek. İzlemeyenler için “Çocuklar Dışarı Çıksın” temalı reklam filmini de paylaşıyorum:  


Araştırmanın en çarpıcı boyutlarından biri de ebeveynlerin dışarıda oynamanın çocukların gelişimleri açısından ne kadar önemli olduğu konusunda bilinçli ve farkında olmaları. Bununla ilgili pek çok sebep var. Biz de toplantıda kendi kaygılarımızdan bahsederken pek çoğumuzun benzer kaygılar içinde olduğunu fark ettik. Eskiden mahalle kültürüyle büyüyen ve anneleri babaları olmadan sokakta dilediğince koşup oynayabilen çocukların güvenlik kaygısı ve yeni yaşam alanları sebebiyle var olmadığını birbirimize hatırlattık. Biz de şu anda pek çok yere nispeten güvenli bir semtte yaşamamıza rağmen ben de Nil’in benim gözetimim altında olmayan bir şekilde dışarıda oynadığını hayal bile edemiyorum. Bununla ilgili o kadar çok etken var ki hangi birini sayacağım konusunda endişeliyim. Fakat pek çok kişi gibi benim de en büyük kaygım güvenlik. Eğitimsizliğin ve suç oranının bir hayli yüksek olduğu bu dönemde çocuklarımız için dikkatli olmak zorundayız ve bu zorunluluk da maalesef çocuklarımızı olumsuz etkileyebiliyor. Biz her ne kadar elimizden geleni yapıp çocuk parkına ya da açık alanlara götürmeye çalışsak da herkeste böyle seçenekler ya da zaman mevcut olamayabiliyor. Ben de çalışan bir anne olarak bazı günler eve gelip sadece dinlenmek istiyorum ve her gün Nil’i dışarı çıkaramıyorum. Evet, kreşte güzel bir bahçeleri var ve her gün orada güzel zaman geçirdiklerini biliyorum ama bu elbette ki yetmez diye düşünüyorum. 



Prof. Dr. Yankı Yazgan’ın bir diğer değindiği konu ise ailelerin ekranlara bakıcılık görevi üstlendirmesi. Bu konudaki düşünceleri şu şekilde:  “Dijital dünyaya doğan bir nesil yetiştirdiğimiz gerçeğini kabullenmeliyiz, çocukların dijital teknolojiyle iç içe büyümesine karşı çıkmak hayatın akışına aykırı. Burada dikkat edilmesi gereken teknolojiyi ve ekranları çocuk bakıcısı olarak ya da ilişkiyi, sahici deneyimi engelleyici biçimde kullanmamak.. Ekran ile ilişki artıp ekran hem bir oyun yeri ve hem de oyun arkadaşı haline gelince oyun dengesizliği karşımıza çıkıyor. Ebeveynlere düşen sorumluluk, içeride ve açık alanda oynanan oyunlar ile ekran başında ve ekran dışında oynanan oyunlar arasında bir zaman dengesi kurabilmeleri için çocuklarına rehber olmak”. 

Yankı beyin dediği gibi çağın gerekliliği olan teknolojiden çocukları tamamen uzaklaştırmak bir çözüm değil ama etkili ve amaca uygun kullanmalarını sağlamak ve de kontrol altında tutmak çok önemli. 



Sonuç olarak ne olursa olsun hiçbir sanal ortam, ekran ya da oyuncak dışarıda oynamayla eş değer değil ve bunu bilimsel gerçekler de bize bir kez daha gösteriyor. Bu konuda daha da bilinçlenmemize ve kamuoyunda genel bir farkındalık yaratmaya büyük çaba gösteren OMO’yu bu büyük proje için bir kez daha takdir ettim ve kendilerinin pek çok kurum ve kuruluşa rol model olduklarını düşündüm. Benim ekleyebileceğim tek şey farkındalığımızı eyleme dönüştürme fikrinin gerçeğe taşınması ve bu konuyu ertelememiz çünkü çocuklarımız çok çabuk büyüyorlar ve açık havada oynamanın zevkini doyasıya almış bir çocuğun mutluluğunun hiçbir oyuncağa sahip olmakla aynı olacağına inanmıyorum. Reklamda belirtildiği gibi “bırakın çocuklar sokağa çıksın.” 

Yazımı bitirmeden bir de duyuru paylaşmak istiyorum: 28 Mayıs Dünya Oyun Oynama Günü ve Beşiktaş'ın çeşitli semtlerinde çocuklar için çok güzel etkinlikler düzenlenecek. O güne plan yapmayın ve bu harika günü kaçırmayın derim.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder